Tagged: Sevilen Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir

Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir

Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir, Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları, Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları Oku, Sevilen Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir

Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir, Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları, Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları Oku, Sevilen Abdullah Ziya Kozanoğlu Kitapları İndir

BÜYÜCÜLER MAHALLESİ

GECE gittikçe ilerliyordu. Artık yavaş yavaş sokaklarda coşkun törenler ve sevinç alayları halinde koşup yorulan Attilâ’nın askerleri bile tek tük, birer ikişer kendilerine gösterilen evlere çekiliyorlardı. Sabahleyin erkenden kalkacaklarından Argon, Balamir, Olcayto çoktan yatmışlardı. Fakat yatar yatmaz horlayan Balamir’le Argon’a karşı Olcayto, yatağının içinde durmaksızın kımıldanıyor, sağdan sola dönüyordu. En sonra kalkıp odada birkaç kere dolaştı, pencerenin önüne gelip başını dayadı.

Beyni ateş gibi yanıyordu. Sokağa baktı. Yıllardan beri kaç kere kendisine vatan hizmetini gören beyaz benekli mavi göğe baktı, baktı. Yüreğinde bilinmez bir acı vardı, ağlamak, durmadan ağlamak istiyordu. Alangoya o gün Alakuş’a binip gittikten sonra bir daha gözükmemişti.

Olcayto ayıldığı zaman başucunda kaşları, sakallan bembeyaz, gözleri alev gibi parlak bir adam bulmuştu. Yabancı, hiçbir şey söylemeden cebinden çıkardığı bir kutudaki merhem ile yaralarını sarmıştı. Olcayto eski gücünü aldığını gömüştü. Hem yabancı bunu biliyormuş gibi onu kolundan tutup hiçbir şey söylemeden bahçeye çıkarmıştı. Alakuş orada bağlı duruyordu.

Uzaktan ise tozu dumana katarak büyük bir ordunun geldiği gözüküyordu.

Koca yabancı gene bir şey söylemeden Olcayto’ya orduyu göstermiş, uzaklaşmıştı. Bu ordu Attilâ’nın askeri idi. Olcayto çarçabuk Attilâ’yı gördü. Kâğıdı kendisinin yazdığını söyledi, arkadaşları için bir buyruk alıp önden giderek onları kurtardı. Bütün bu şaşkınlık arasında Alangoya’yı hiç düşünmemişti. Fakat şimdi bütün olan biteni düşünüyor; Alangoya’nın gittikten sonra geri gelmemesi, koca yabancının kendisinin orada olduğunu, hatta Attilâ’ya giden kâğıdı bile bilmesi, yaralarını sarması, sonra birdenbire gözden yok olması hep o kocanın, Alangoya ile elbirliği ettiğini ortaya çıkarıyordu.

Sara girerken Attilâ’nın askerlerinin içine bakmış, hiç bu biçimde bir adam görmemişti. Bu yabancı kimdi? Bu kız kimdi? Birdenbire pencereyi açtı. Sokak bir adam boyu yükseklikte bile değildi. Arkasına baktı; Argon, Balamir horul horul uyuyordu. Yavaşça kendisini aşağıya bıraktı; külahını iyice gözlerine geçirip yürüdü. Yanında bir hançerden başka silâh yoktu.

Nereye gidiyordu? Niçin gidiyordu? Beyninde yalnız bir düşünce vardı: Alangoya diye yalnız adını bildiği kızı görmek! Bunun için de yerlilerden birisine sorarak bir şeyler öğrenmek istiyordu.

İNDİR