Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi | KapmuSSohbet Blog

Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi

Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi

Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi, Sevilen Padişahın Dini Hikayesi, Anlamlı Padişahın Dini Hikayesi, Düşündüren Padişahın Dini Hikayesi

 

Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi

Padişahın Dini Hikayesi, Mutlaka Okuyun Padişahın Dini Hikayesi

 

Pâdişâhın sevdiği bir av köpeği vardı. Avcılıkta çok mâhir idi. Pâdişah, ona son derece değer verir ve her ava çıkışında mutlakâ onu yanına alırdı. Tasmasını mücevherlerle süslemiş, ayaklarına altın ve gümüşten halkalar taktırmıştı. Sırtı da sırmalı atlas bir çulla kaplıydı.
Bir gün pâdişah, yine onu yanına almış, saray erkânı ile ava çıkmıştı. Tasmanın ipek ipi elinde, at üzerinde vakur bir şekilde ilerleyen sultan, gâyet neşeliydi. Fakat birden bu neşesini kaçıran bir şey oldu. Çok sevdiği köpeği, pâdişâhını unutmuş bir vaziyette başka bir şeyle oyalanmaktaydı. Pâdişah, önce mahzun olarak elindeki ipi çektiyse de köpek direndi; önündeki kemik parçasını kemirmeye devam etti. Bu hâl karşısında pâdişah, hayret ve hiddet hisleri arasında haykırdı:

 

 



 

 


“–Huzûrumda beni unutarak başka bir şeyle meşgul olmak! Nasıl olur bu?!” dedi.
Son derece üzüldü. Köpeğinin bu nankörlük, vefâsızlık ve duygusuzluğu ona çok dokunmuştu. Bir köpek de olsa, mâzur görüp affetmek, içinden gelmedi. O kadar izzet, ihsan ve ikrâma karşı köpeğinin bir anda, hem de bir kemik parçası için kendisini unutması, affedilir bir iş değildi. Gazapla:
“–Yol verin şu edepsize!” dedi.
Gâfil köpek, bu hiddetin mânâsını kavradığında iş işten geçmiş, yapacak bir şey kalmamıştı. Öyle ki, etrafındakiler pâdişâha:
“–Sultânım, üzerinde mücevher, altın, gümüş ne varsa alalım da öyle bırakalım!” dediklerinde pâdişah:
“–Hayır! Bırakınız öyle gitsin!” dedi. Ardından ilâve etti:
“–Bırakınız öyle gitsin! Öyle gitsin de, ıssız ve kızgın çöllerde garip, aç ve susuz kalsın; onlara bakarak kaybettiği ikram ve lûtufların acısını yaşasın!..”
İşte Cenâb-ı Hakkʼın en çok gazabını çeken husus da, Yüce Zâtʼına kulluk için yarattığı insanın, insan için yarattığı fânî varlıklara gönlünü kaptırarak kendisinden yüz çevirmesidir. İnsanın Yaratıcıʼsını, gerçek sahibini ve Rezzâkʼını unutup başka kapılardan medet ummasından daha büyük bir nankörlük olamaz!..

 

 

 

 

 

 


Şunu unutmamak îcâb eder ki, bütün insanlık Cenâb-ı Hakkʼı inkâr etse, Oʼnun şân-ı ulûhiyyetine zerre kadar noksanlık gelmez. Bunun aksine bütün insanlık, Allah Teâlâʼnın varlığına ve birliğine îmân ile şereflense, yine Oʼnun şân-ı ulûhiyyetini zerre kadar artıracak değillerdir. Cenâb-ı Hakkʼın bizim kulluğumuza ihtiyacı yoktur. O, bütün ihtiyaçlardan münezzehtir. Dolayısıyla beşeriyetin îmânı veya inkârı -Cenâb-ı Hakkʼa değil- yalnızca kendisine fayda veya
zarar verebilir.

Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.