Dini Hikayeler | KapmuSSohbet Blog

Category: Dini Hikayeler

Kendi Ölümünü Secmesi Firavun`nun, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi

Kendi Ölümünü Secmesi Firavun`nun, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi

Kendi Ölümünü Secmesi Firavun`nun, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi Dini Hikaye, Dini Hikayeler

Kendi Ölümünü Secmesi Firavun`nun, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi
Kendi Ölümünü Secmesi Firavun`nun, Firavun Kendi Ölümünü Secmesi

Bir gün Hz. Cebrail (a.s), insan kıyafetinde Firavuna gelip şöyle dedi: Benim bir kölem vardır. Ben ona ne kadar iyilik yaptımsa o bunun karşılığında bana zulmetti. Hatta sonunda bana isyan edip benim adımı kendine ad yaptı ve bütün kölelerimi kendine kul eyleyip taptırdı.


Firavun, “O ne kötü bir kuldur” dedi. Hz. Cebrail (a.s), “Evet çok kötü bir kuldur, onun cezası nedir?” diye sordu. Firavun, “Suda boğmak gerekir” dedi.
Hz. Cebrail (a.s), “Bunu bana yazılı olarak ver de elimde delil olsun” dedi. Firavun yazıp mühürleyerek Cebrail’e (a.s) verdi. O da alıp gitti.
Nakledildiğine göre yüce Allah, Musa ve Harun’a [a.s] şöyle buyurdu: Gidin ve Firavun’a şöyle söyleyin: Ey Firavun! Bunca ömür sürdün. Şimdi de kalkmış, “Ben sizin en büyük rabbinizim’ diyorsun. Oysa senden önceki hiçbir kâfir, böyle bir iddiada bulunmadı. Şunun şurasında kırk yıl ömrün kaldı. Eğer bir defa Hak Teâlâ’ya, “Sen benim en büyük Rabbim’sin” dersen Allah, ömür boyunca işlediğin bütün günahlarını affeder. Ayrıca ömrünü bin yıla dek uzatır. Üstelik yeryüzündeki bütün değerli madenleri sana gösterir ve seni doğudan batıya bütün dünyaya hükümdar eder.
Bu sözleri işiten Firavun, onlara güzel sözler söyleyip izzet ve ikramda bulunarak. “Vezirim Hâmân ile istişare edeyim, ona bir danışayım” dedi. Sonra gidip Hâmân’a, Musa’nın [aleyhisselâm] kendisine söylediklerini bir bir aktardı. Hâmân şöyle dedi: Ey Firavun! şimdi âlemin rabbisin, halk sana tapmaktadır. Bu haldeyken kul olmayı ister misin?
Böyle söyleyerek Firavun’u imandan mahrum bıraktı ve kendisi de onunla birlikte sapıklık üzere kaldılar. Firavun, ömrünün sonlarına doğru halka zulüm etmeye başladı. Hak Teâlâ da firavun’u ve kavmini helâk etmek istediği için Hz. Musa’ya şöyle buyurdu:
-“Bir gece lsrâiloğulları’yla birlikte şehirden çıkıp gidin.”
Hz. Musa da emredildiği gibi kavmini alarak şehirden ayrıldı. Kızıldeniz e vardıklarında Allah u Teala, Musa’ya (a.s) asa ile suya vurmasını emretti. Hz. Musa (a.s) asa ile suya vurunca on iki yol açıldı. Israiloğulları kabileler halinde bu yolardan gitmeye başladı ve sağ salim suyu geçip karaya çıktılar.


Firavun da denize geldiğinde Cebrail a.s onun atını çekerek suya girdirdi kavmi de peşinden suya girdi ve su onları yuttu. Firavun helak olacağını anlayınca yardım etmesi için Cebrail’e yalvardı. Cebrail a.s, firavun’un kendi eliyle yazdığı nağmesi ona gösterdi. Bunu görünce anladı ki artık kendisi için kurtuluş yoktur.

iki Hastanın ibretlik Hikayesi, İbretlik Hikayeler

iki Hastanın ibretlik Hikayesi, İbretlik Hikayeler

iki Hastanın ibretlik Hikayesi, İbretlik Hikayeler, İbretlik iki Hastanın ibretlik Hikayesi, Ağlatan iki Hastanın ibretlik Hikayesi

iki Hastanın ibretlik Hikayesi, İbretlik Hikayeler
iki Hastanın ibretlik Hikayesi, İbretlik Hikayeler

İki hasta adam aynı hastane odasında kalıyordu.
Hastalardan birine akciğerlerindeki sıvının akması için öğleden sonraları bir saatliğine dik durmasına izin verilmişti.
Onun yatağı odadaki tek pencerenin yanındaydı.
Diğer hasta ise tüm gününü yatağında uzanarak geçirmek zorundaydı.
Birbirleriyle saatlerce konuşurlardı; eşlerinden, ailelerinden, askerlik anılarından, gittikleri tatil yerlerinden…


Pencerenin yanındaki hasta her öğleden sonra yatağında doğrulduğunda zamanını pencerenin dışındaki gördüğü her şeyi oda arkadaşına anlatarak geçiriyordu.
Diğer yataktaki adam ise bir saatlik bu dilimde dış dünyadaki tüm yaşantılarla ve renklerle kendi hayatını genişletiyor ve canlandırıyordu.
Pencere güzel bir gölün yanındaki parka bakıyordu. Gölde çocuklar oyuncak gemilerini yüzdürürken ördekler ve kuğular da suyun üzerinde oynuyordu. Genç âşıklar her renkten çiçeklerin arasında kol kola yürüyorlardı ve şehrin silueti uzakta görülebiliyordu.
Pencerenin yanındaki adam bunları en ince ayrıntısıyla anlatırken, diğer taraftaki adam gözlerini kapatıp bu hoş manzarayı hayal ediyordu.
Sıcak bir öğle sonrası, pencerenin yanındaki adam ilerleyen bir bando takımından bahsetti.
Diğeri bandoyu duymamasına rağmen pencerenin yanındakinin açıklayıcı kelimelerinin yardımıyla sesleri zihninde canlandırdı.
Günler, haftalar, aylar geçti. Bir sabah hemşire hastaların odasına banyo suyu getirdiğinde pencerenin yanındaki hastanın ölü bedenini buldu – sessizce ölmüştü.
Hemşire üzüldü ve ölü bedeni alması için hastane görevlilerini çağırdı.
Makul gördüğü en kısa zamanda diğer hasta pencerenin yanına taşınmak istediğini belirtti. Hemşire bu bu isteği mutlulukla yerine getirdi ve hastanın rahat ettiğinden emin olduktan sonra odadan ayrıldı.
Hasta, yavaşça ve acı çekerek dışarıdaki gerçek dünyaya bakmak için kendini dirseğiyle destekleyerek doğruldu. Yatağın yanından pencereye dönmeye çabaladı.
Onu boş bir duvar karşıladı.
Hemşireyi çağırıp ona pencerenin dışındaki öylesine harika şeylerden bahseden merhum oda arkadaşın neden böyle bir şeye gerek duyduğunu sordu.
Hemşire merhumun kör olduğunu, duvarı bile göremediğini söyledi,
ve “Belki de sadece seni cesaretlendirmek istemiştir” dedi.


Son söz:
Başkalarını mutlu etmenin muazzam bir mutluluğu vardır, kendi halimize rağmen.
Kederi paylaşmak yükünü hafifletir, ama paylaşılan mutluluk ikiye katlanır.
Eğer zengin hissetmek istiyorsan paranın satın alamadığı, senin sahip olduğun her şeyi gözünün önüne getir.
‘Bugün bir hediyedir, bu yüzden ona Allahın lütfü denir.’