Dini Hikayeler | KapmuSSohbet Blog

Category: Dini Hikayeler

İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki, Dini Hikayeler

İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki

İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki, Dini Hikayeler, Anlamlı İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki, Sevilen Dini Hikayeler

 

 

İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki

İmam-ı Azam Ebu Hanife Ateistlere Öle Bir Cevap Verdiki

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin çocukluk yıllarındaydı. “Allah” diye bir yaratıcının olmadığını, her şeyi tabiatın yarattığını iddia eden ve gittiği yerlerde bilginlerle görüşerek tartışmalar yapan bir ateist, Kufe şehrine geldi.
Sapık fikirlerini anlatmaya başlayan bu ateistin, Kufe bilginleriyle görüşüp münazara yapma isteğine gülen Müslümanlar:
– Bizim küçük bir bilginimiz var, eğer onunla karşılaşıp yenersen, büyük bilginlerimiz seninle görüşebilir, diye cevap verdiler. O da bunu kabul etti. Sonunda görüşme yerini ve saatini kararlaştırarak dağıldılar.

 

 



 

 


Kufeliler salonu tıklım tıklım doldurmuşlardı. Aradan yarım saat geçtiği halde, küçük bilgin hâlâ gelmemişti. Saatler ilerledikçe ateist bilgin gururlanıyor ve “Benden korktu tabii” diyerek gülüyordu. Tam bu sırada küçük bilgin Ebu Hanife’nin içeri girdiği görüldü.
Dinsiz bilgin:
– Niçin geç kaldın küçük? Yoksa çok mu korktun, diye sordu. O da:
– Hayır korkmadım. Evimiz nehrin öte yakasında. Bu tarafa geçmek istediğimde köprünün yıkılmış olduğunu gördüm. Geçemeyeceğimi anlayınca, oradaki ağaçlara, hemen bir sandal olup beni geçirmelerini emrettim. Onlar da sandal olup beni geçirdiler, bu yüzden geç kaldım, özür dilerim, dedi.
Bu cevap karşısında kahkahalarla gülmeye başlayan dinsiz bilgin:
– Hey akılsız çocuk! Hiç ağaç kendi kendine sandal olur mu, deyince, birden bire ciddileşen Ebu Hanife:
– Asıl aklı olmayan sensin! Bir sandalın bile kendi kendine yapıldığını kabul etmiyorsun da, şu uçsuz bucaksız âlemin kendi kendine var olduğunu nasıl iddia ediyorsun, diye karşılık verdi.
Bu güzel cevap karşısında şaşırıp kalan inançsız bilgin:
– Beni gafil avladın küçük! Peki, şu varlığını iddia ettiğin Allah’ı göster de inanalım, dedi.
– Ebu Hanife eline bir bardak süt alarak, dinsiz bilgine sordu:
– Yağ ve peynir neden yapılır?
– Tabii sütten yapılır.
– Öyleyse, şu sütün içinde bulunan yağ ve peyniri göster bakalım!
Dinsiz bilgin iyice şaşırmıştı.
– Elbette bu sütün içinde yağ ve peynir vardır, fakat görünmez, dedi. Dinsizi en zayıf yerinden yakalayan Ebu Hanife yerinden doğrularak:

 

 



 

 

 


– Şu sütün içinde yağ ve peynir olduğunu kabul ettiğin halde onları gösteremiyorsun da, Yüce Allah’ı “İşte Allah” diye göstermemi benden nasıl istiyorsun, dedi.
Bu inandırıcı cevaplara rağmen hâlâ Allahın varlığına inanmayan adam:
– Son soruma da cevap verirsen, üstünlüğünü kabul edeceğim. Mademki “Allah vardır” diyorsun, şu anda o ne yapmaktadır, diye sordu. Bir an düşünen küçük bilgin:
– Bulunduğun kürsüden aşağı in, sorunun cevabını orada vereceğim diyerek dinsizin indiği kürsüye çıktı ve:
– Şu anda Allah, senin gibi bir dinsizi bu kürsüden aşağı indirerek, benim gibi küçük bir kulunu çıkardı, deyince, dinsiz bilginin konuşacak dermanı kalmamıştı. Binlerce insanın karşısında kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.

ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, Dini Hikayeler

ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, Dini Hikayeler

ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, Dini Hikayeler, Dini Hikaye ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti Dini Hikaye ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti

 

 

 

ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, Dini Hikayeler

ALLah`ın Kullarına Olan Merhameti, Dini Hikayeler

Zünnu-i Mısri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim.Nehrin kenarında dururken ,birde baktımki,görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.Çok korkmuştum.Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak’ka sığındım.Akrep nehire geldiğinde,sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi.

 



 

 

 

Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti.Ben de onların nehrin kenarında takip ettim.Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde,akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük,gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.
Bir de baktım ki,ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor.Kendi kendime: ” La ha’vle vela kuvvete illa billah.Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar,bu genci sokmak için geldi ” dedim ve içimden,akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim.Akrebe yakın bir yerde durdum.Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan,genci öldürmek için,gence doğru geliyor.Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı.Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurabağada onu orada bekliyordu.Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti.Bende arkalarında bakakaldım.
Sonra gencin yanına geldim,o hala uyuyordu,akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim :

 

 



 

 


– Ey uyuyan genç ; Allah seni,sen farketmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur.Sen uyusan bile Allah uyumaz.O kullarına çok merhametlidir.dedim.
Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım.Genç hemen tevbe etti.Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarında vazgeçip,iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti.Allah ona rahmet etsin.
Kaynak : Ahmed Şihabuddin El-Kalyubi’nin,” Dini Hikayeler ” adlı kitabı. Sayfa : 166