Dini Hikayeler | KapmuSSohbet Blog

Category: Dini Hikayeler

Dini Hikaye Kurban Parası, Kurban Parası

Dini Hikaye Kurban Parası, Kurban Parası

Dini Hikaye Kurban Parası, Kurban Parası, Dini Hikaye Kurban Parası, Gercek Dini Hikaye Kurban Parası, Mutlaka Okuyun Kurban Parası, İbretlik Dini Hikaye Kurban Parası

 

 

 

Dini Hikaye Kurban Parası, Kurban Parası

Dini Hikaye Kurban Parası, Kurban Parası

Arkadaşlar gercek olanlardan alınarak sizlere sunuyoruz bu hoş hikayelerimizi. Ben şahsne çok etkilenmekdeyim. Şüpesiz sizlerde çok ekkilenerek ibret alıyorsunuzdur. Bugün Kurban Parası anlatavcaz sizlere.

 

 

 

YıLLarın marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir . özenle çalışırdı.
Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi.
İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı.

 

 

 



 

 

 

 

Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi.
İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile . lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.
Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır.
.
“Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz.
Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun:
“Canın sıkkın” dedi.
“Evet.”
“Sebep?”
“Bir talebe var… Üniversitede okuyor.”
“Ne var bunda?”
“Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.”
“Niye?”
“Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim… Açlıktan başı dönmüş…”
“Kimi kimsesi yok mu peki?”
“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine
gitmişler.”
“Bu niye gitmemiş?”
“Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.”
Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu:
“Sen ne yaptın peki?”
“Ne yapacağım” dedi Tornacı, “aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.”
“Çıktı mı peki?”
Tornacı “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu.
Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:
“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.”
Tornacı hayretle baktı:
“Hepsini mi?”
“Hepsini.”
“Kurban alacaktın hani?”
“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.
Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.
Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi:
“Allah kerim!”
Kadın başka soru sormadı. Tanırdı . kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.
İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi.
Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam . belirdi: Merhaba usta!”
“Merhaba!”
Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.
“Beni tanıyamadın . galiba.”
“Evet.”
“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan… Paranın bir kısmını
vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?”
“Hatırlar . gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”
“Evet… Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın.”
Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:
“Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.”
Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu.

 

 

 



 

 

 

 

“Buyur bir çay iç” dedi.
“Sağ ol usta, başka zaman.
Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade.”
Ustanın elini sıkıp gitti adam.
Marangoz parayı saydı.
Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!
En küçük bir hayret ifadesi
belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.

Van Depremi Alakalı Dini Hikaye, Tamamen Gercek Dini Hikaye

Van Depremi Alakalı Dini Hikaye, Tamamen Gercek Dini Hikaye

Van Depremi Alakalı Dini Hikaye, Tamamen Gercek Dini Hikaye, Bir Gencin Başından Gecen gercek Bir hikaye, Diyarbakırlı Gencin Gercek Olan Hikayesi, Dini Hikayeler

 

 

 

Van Depremi Alakalı Dini Hikaye, Tamamen Gercek Dini Hikaye

Van Depremi Alakalı Dini Hikaye, Tamamen Gercek Dini Hikaye

 

 

Diyarbakır’da üniversite okuyan İstanbullu Deniz Gökçenlik namaz kıldıktan sonra bir rüya gördü. Bir evi, bir göçüğü gördü. Ve göçüğün altında kalan insanları… Çok etkilendi, o rüyaya inandı ve kararını verdi, daha önce hiç gitmediği Van bölgesine gidecekti.
Uzun ve maceralı bir yolculuğun ardindan soluğu Erciş’te aldı. Sivil savunma ekiplerine katıldı. Sokak sokak aramaya başladı rüyasında gördüğü evi. Bulduğunda ise kötü bir haber aldı. “Biz buraya girdik, kimse yoktu” dedi ekipler. Yılmadı, “Allah aşkına girin, ses duydum” diye üsteledi ve yeniden arama yapıldı.O aramanın ardından ekipler de ses duydu.

 

 



 

 

 


Hemen çalışmalar başladı ve enkazın altından 35 saat sonra bir mucize çıktı. Hamile bir kadın ve 2 çocuğu!

Diyarbakır Üniversitesi Kuaförlük bölümünü okuyan İstanbullu Deniz Gökçenlik, namaz kıldığı sırada gördüğü rüyada, Erciş ilçesinde bir binanın enkazını yaşayan insanların olduğunu fark etmesiyle yola koyularak hayatında hiç görmediği Erciş’e geldi. Gökçenlik, rüyasında gördüğü binayı bulduktan sonra binada çalışma yapılan iş makineleri durdurarak, binanın içerisinde hamile olan anne Derya, kızı elif ve oğlu Özer Coşkun’un canlı kurtulmasını sağladı.
Erciş’e otostop yaparak ulaşan üniversite öğrencisi Deniz Gökçenlik, “Ben Diyarbakır’da öğrenciyim. Aslen İstanbulluyum. Dün akşam Van’da çok büyük bir deprem olduğu haber aldım. Uyuyamadım, öğretmene haber verdim, ben Van’a gidiyorum diye. Van’da hiçbir tanıdığım yok, hiçbir arkadaşım yok. Van’a da ilk defa geliyorum. Hiçbir kuruluşa da üye değilim. Buraya geldim ve sivil savunma ekiplerini buldum. Ben gönüllüyüm ve tamamen sivilim dedim. İstanbullu olduğumu, Diyarbakır’da okuduğumu ve çalışmalara katılmak istediğimi söyledim. Tamam dediler. Ben de maskemi taktım. Yukarıya enkaza çıkmama izin vermediler bayanım diye. Buna rağmen yine yukarı çıktım ve ilk sesi ben duydum. Aslında ben gelmeden, Diyarbakır’da namaz kılarken gördüm buraya geldiğimi ve burada biri olduğunu. Birilerinin canlı çıktığını namaz kılarken gördüm.

 

 

 

 

 

 

O yüzden geldim buraya. Enkazda bulunan bir deliğe sivil savunma ekipleri, 9 sefer gidip gelmişler ama ses alamamışlar. Biz buraya girdik ve ümidi kestik dediler ama ben ısrar ettim. Allah aşkına girin lütfen dedim çünkü ses duydum, benim yanımda birisi daha vardı. O da sesi duydu. Sesimizi duyuyor musunuz diye birkaç kez bağırdık. Sonra diğerleri de gelen sesleri duydular. Orda ses geldiğine karar verildi ve ses dinleme cihazı konuldu. Aşağıda birilerinin yaşadığına karar verildi. Bu yönden çalışmalar başladı. Daha sonra
3 kişi yaralı olarak kurtarıldı” diye konuştu. Enkazda elinde kazma ve kürekle çalışan Deniz Gökçenlik, elindeki Kuran’ı Kerim’i bir an olsun yanından ayırmadı.