2019 Mayıs | KapmuSSohbet Blog

Archive for Mayıs, 2019

Kadir Gecesi Önemi, Kadir Gecesi Nedir?

Kadir Gecesi Önemi, Kadir Gecesi Nedir

Kadir Gecesi Önemi, Kadir Gecesi Nedir?, Kadir Gecesi, Nezaman Kadir Gecesi, Kadir Gecesi Hangi Günler içinde

Kadir Gecesi Önemi, Kadir Gecesi Nedir
Kadir Gecesi Önemi, Kadir Gecesi Nedir

Yüce Allah kâinatı yaratmadan evvel zamanı yaratmıştır ve o zamanın bir bölümünde tüm kâinatı yaratmayı planladı. Bu zaman dilimine Kadir Gecesi dedi. Aşağıdaki ayetler bu geceyle ilgili açıklamalarda bulunmaktadır. Ayetler şöyledir:

“Biz Kuran’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir Gecesi bin aydan daha değerlidir. Melekler ve ruh, o gece Rablerinin izniyle her türlü iş için iner dururlar. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir selamdır, yani esenliktir. (Kadir, 1-5).

Kadir kelimesinin ne anlama geldiğini anlattıktan sonra geceyle ilgili açılımımıza geçeceğiz.

1. “El-kadr” kelimesi “kanun, plan” demektir. Bu kelimeyi fiil kalıbında aldığımızda “Kanuna bağladı, planladı” demek olur. Kadir Gecesi’nde melekler ve Ruh, yani Cebrail yeryüzüne inerler ve her işi planlarlar, kanuna bağlarlar. Teşbihte hata olmayacağı kuralından hareket ederek şu örneği verebiliriz:

“Devletler gelecekte yapacakları işlerin kalkınma planını yaparlar. Yüce Allah, melekleri ve Cebrail’i yeryüzüne gönderiyor ve onlar bir sonraki Kadir Gecesi’ne kadar yeryüzünün ve kâinatın planlamasını yapıp kanunlaştırırlar, yani takdir ederler.”

2. “Kadr”, “değer” demektir. “Kadrini bilmek” derken, değerini bilmek ifade edilmektedir. Fakat bu kelimenin fiil kalıbını alınca “değerlendirdi” anlamına gelmektedir. Melekler ve Cebrail bir önceki Kadir Gecesi’nden bu geceye kadar geçen bir yıl içinde olanların değerlendirmesini yaparlar. Aynı zamanda Kadir Gecesi’nde bizim isteklerimizi değerlendirirler. Değerlendirip karara bağlarlar.

3. “Kadr”, “ölçü” anlamına gelmektedir: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer, 49) buyururken, ayetteki “kader” kelimesine “ölçü” anlamı verilmektedir. Yüce Allah, kâinatı, içindeki cisim ve varlıkları belli bir ölçüde yaratmıştır. Şimdi bu üç manadan hareketle Kuran’ın bu gecede inmesinin bağlantısını kurabiliriz. Kuran Allah’ın kanunudur, ahlaki değerleri getirmiştir, bir hayat ve davranış ölçüsüdür. Kuran, insanlığa düşünce ve davranış ölçüleri getirmiştir. Bu bakımdan Kadir Gecesi ile Kuran örtüşmektedir.

4. “Kadr”, “güç” anlamına gelmektedir. “Şüphesiz Allah her şeye güç yetirir” (Bakara, 109) buyururken kadr kelimesini kadîr kalıbında kullanmaktadır. Yüce Allah her şeyi Kadir Gecesi’nde planladığı ve kanuna bağlayıp yarattığı için gücünü tatbikata koymuştur.

5. “Kadr”, “mübarek, şeref, azamet” anlamına da gelmektedir. Onun için, Duhan 3’te Kadir Gecesi’ne “mübarek gece” denmiştir. Kuran da insanlığa şeref vermek için gelmiştir. (Enbiyâ, 10; Zuhruf, 44).

6. “Kadr”, aynı zamanda “daraltmak, yani eksiltmek” anlamına da gelmektedir. (Fecr, 16).

Şimdi Kadir Gecesi’nin öneminin ne olduğu sorusunu cevaplandıracağız.

“Biz Kuran’ı Kadir Gecesi’nde indirdik.”

Bu ayette geçen “enzelnâ”, yani “indirdik” fiili “öğrettik” anlamına gelmektedir. Bakara 97’de Cebrail’in Kuran’ı Hz. Peygamber’in gönlüne indirdiği ifade edilmektedir. Bunun anlamı, Hz. Peygamber’e gönülden öğretildi, o da gönülden öğrendi, demektir.

İndirme fiilinin sonunda yer alan “hü” zamiri Kuran’a gitmektedir. Onun için mealde doğrudan “Kuran” kelimesine yer verdik. Kuran’ı yüce Allah’ın indirmesi, yani öğretmesi, onu Hz. Peygamber’in yazmadığının delili olmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, yüce Allah önce zamanı yarattı ve bu zaman içinde kâinatı ve onun içindeki varlıkları yarattı. Kadir Gecesi Kuran’dan önce vardı, yani “Kuran o gecede indirildiği” için Kadir Gecesi olmadı. Kadir Gecesi olduğu için Kuran o gecede indirilmiştir.

İtikaf Meselesi

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikafa girer ve derdi ki:

“Kadir gecesini Ramazan’ın son on gününde arayın”. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan sonra, zevceleri de itikâfa girdiler.”[1] Bir başka rivayette şöyle denir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) her Ramazan’da itikafa girerdi. Akşam namazını kılar kılmaz itikaf mahalline gelirdi. Râvi der ki: Bir gün Hz. Aişe de itikâf için izin istedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) izin verdi. Mescidin içinde itikaf için bir çadır kuruldu. Bunu Hafsa validemiz (radıyallahu anhâ) işitti, O’nun için de bir çadır kuruldu. Arkadan Zeyneb (radıyallahu anhâ) validemiz için de bir çadır kuruldu. Sabah olup da Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hücresinden çıkınca dört çadır kurulduğunu görür ve

“Bunlar da ne?” diye sorar. Durum haber verilince:

“Onları bu işe sevkeden şey nedir, Allah’ın rızasını kazandıracak bir amel düşüncesi mi? Hayır! Derhal kaldırın, gözüm görmesin!” emretti. Çadırlar kaldırıldı. O Ramazan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’da itikâfı terketti. Şevvâl’in son onunda itikâfa girdi.”

Bir diğer rivayette şöye denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çadırların kaldırılmasını emretti. Derhal yıkıldılar. O yıl itikâfa girmeyi Ramazan’da terketti, Şevvâl ayının ilk onunda yerine getirdi.”[2]

AÇIKLAMA:

İtikaf, lügat açısından, haps olmak, yerinde kalmak gibi mânalara gelir. Şer’î örfte: “Allah’ın rızasını kazanmak düşüncesiyle belli âdab çerçevesinde mescidde kalma”ya itikaf denir. Bu nâfile bir ibâdettir. Sadece nezredilmek suretiyle vâcib olur. İtikafın en az müddeti bir gün en fazla müddeti on gündür. İtikâf senenin her ayında olabilir. İtikafta iken, bazı âlimlere göre oruç şart değildir. Ancak Hanefîlere göre vâcib olan itikâf için oruç şarttır. Yine bazılarınca Mescid-i Nebevî, Kâbe ve Mescid-i Aksa’da, bazılarınca cuma kılınan mescidlerde itikaf câiz addedilirken, Hanefîler beş vakit namazın kılındığı her yerde itikafın câiz olacağına hükmederler.

Allah rızası için şu mescidde şu kadar müddet itikaf yapmaya niyet ettim demekle bunu nefsine vâcib kılar. Kalben bunu geçirirse de niyet yerine geçmiş olur. Bu niyetle mescide giren kimse abdest almak, gusletmek, abdest bozmak gibi zaruret olmadıkça mescidden ayrılmaz. Aksi takdirde itikafı bozulur.

Mu’tekif, mescidde kalır, namaz, tilavet ve tefekkür gibi ibadetin çeşitleriyle meşgul olur. Dünyevî meşguliyetleri terkeder. Kadına tekerrüb tamamen yasaktır.

İtikâfı erkekler mescidde yerine getirirler, bu şarttır. Kadınlar, evlerinin mescid olarak tanzim edilen odasında itikaf yapabilirler. Bu meşrudur, fakat mescidde itikafa girmeleri câiz değildir.[3]

Günahkar Genç ve Azap Melekleri

Günahkar Genç ve Azap Melekleri

Günahkar Genç ve Azap Melekleri, Azap Melekleri ve Günahkar Genç, En Sevilen Dini Hikayeler, Gercek Alıntı Dini Hikayeler

Günahkar Genç ve Azap Melekleri
Günahkar Genç ve Azap Melekleri

Mahşerde bir genç, Allah Teala’dan aman dilemiş. Günahı pek çokmuş. Melekler, onu cehenneme atmak için koşmuşlar. Fakat yüce ihsan sahibi Hakim-i Teala, ona yaran olmuş. Melekler tam onu yakaladıkları sırada,

“Neden bu genci cehenneme sürüklüyorsunuz?” diye bir hitap gelmiş.

Onlar şöylece cevap vermişler:

“Onu cehenneme atmak için sürüklüyoruz.”

Bunun üzerine yene Allah Teala’dan bir hitap gelmiş.

“Şaşılacak şey doğrusu. Biz onunlayız ama siz bunu duyamazsınız. Biz ikimiz beraberiz ve beraber olmaya devam edeceğiz.”

Melekler bu sözü hakikaten de duymamışlar. Böyle bir lütfü görmemişler. Fakat bu sözün heybetinden hepsi susmuş, titremiş ve kendilerinden geçmişler

Allah Teala, gence yeniden,

“Ey pejmürde! bu hale düştün de sürünüp durmaktasın? Kendine gel! Kaç onlardan!” diye hitap etmiş.

Genç demiş ki:

“Ya rabbi! Böyle bir yerde ne yapabilirim? Bu ovanın ne başı var, ne sonu. Böyle bir kıyametten nasıl kurtulurum? Buradan bir kaçış yolu yok ki?”

Allah Teala,

“Ey sarhoşluk batağına düşen kimse!” diye hitap et­miş. “Gel, bize kaç! Bize kaçarsan onlardan kurtuldun demektir.”

Genç,

“Bende bu kudret yok. Elimde çaresizlikten başka bir şey kalmadı. Senin lütfun imdadıma yetişmedikçe, senin sır perdelerin beni gizlemedikçe buradan kurtulamam” demiş.

Bunun üzerine Allah Teala, onu keremiyle örtmüş. Kıyametteki mahlukattan gizlemiş. Devletiyle onu sırlar makamına ulaştırmış, vuslat yurduna eriştirmiş. Melekler, kendilerine geldiklerinde orada o genci birr hayli ara­mışlar ama bulamamışlar.

Allah Teala’ya,,

“O günahkar ne oldu, nereye gitti? Yoksa beka aleminde fenaya mı erişti? Cenneti dearadık, cehennemi Fakat bir türlü onu göremedik. Elimizden kaçırdık gitti. Ya rabbi, onun nereye gittiğini sen bilirsin! Eğer bunu bizeL söylemezsen mahvoluruz” diye seslenmişler,

Allah Teâlâ,

“Bu bizim hikmetlerimizdendir. O, bizim himayemizde artık. Bizim huzurumuzda yer edindi kendine. Artık onunla işiniz yok. Bu işi bir o, bir biz biliriz. Siz aradan çekilin artık!” diye hitap etmiş.

Ey kardeşim! Allah bir kişiye inayet eder, yar olursa artık araya hiç ağyar girebilir mi? Allah insana önce doğru yolu buldurmak için inayet eder. Peygamberi bir güneş kılaraktan alemi aydınlatır. Allah inayetiyle seni has kullarından eyledi mi tüm kusurlarından kurtulur­sun. Sana cemalini gösterir. Böylelikle de işin, gücün yalnızca onu seyretmek olur.Feridüddin Attar, İlahiname, 
Semerkand Yayınları, 2007


kişisel blog,program indir